Profiel van GünerGüner GünbayFoto'sWeblogLijstenMeer Extra Help

Weblog


    15 december

    Sevdiğim Bazı Videolar(müzik)

          
    31 oktober

    Türkiye Nationalgeographic Resim Yarışmasi dereceler...


    insan dalı 1. si



    insan dalı 2. si



    insan dalı 3. si



    hayvan dalı 1. si



    hayvan dalı 2. si



    hayvan dalı 3. si



    manzara dalı 1. si



    manzara dalı 2. si



    manzara dalı 3. si



    özel ödül

    17 oktober

    İki Güzel Program




    Free YouTube to MP3 Converter
    Sürüm : 2.3
    Kullanım İzni : Ücretsiz (Freeware)
    Dil : Ingilizce
    İşletim Sistemi : Windows (Tümü)

    Tanıtım:
    Youtube'da yayınlanan videoları MP3 biçimine çeviren ücretsiz bir yazılımdır. Youtube'daki video klipleri kolayca mp3'e çevirerek mp3 çalarınızda veya bilgisayarınızda dinleyebilirsiniz.

    Programın kullanımı çok kolay. Tek yapmanız gereken çevirmek istediğiniz videonun youtube adresini, kaydedilecek mp3 dosyasının adını girmek ve programda tanımlanmış olan kalite seçeneklerinden birini seçip tuşa basmak. Bu şekilde yazılım sizin uğraşmanıza gerek kalmadan youtube'daki adrese bağlanır, video dosyasını inndirir ve bu dosyayı mp3 ses dosyası biçimine çevirir.

    Dilerseniz bilgisayarınıza kaydettiğiniz FLV uzantılı video dosyaları da seçip mp3e çevirebiliyorsunuz.


    SUPER ©

    Sürüm : 2007.Build.23
    Boyut : 26.8 Mb
    Kullanım İzni : Ücretsiz (Freeware)
    Dil : Ingilizce
    İşletim Sistemi : Windows 98/Me/NT/2000/2003/XP
    Üretici Firma : eRightSoft
    Eklenme Tarihi : 04-09-2007 (bame)
    Tanıtım:
    İsmi gibi süper bir dönüştürücü olan SUPER, video ve ses dönüştürmede sizlere üstün özellikler sunan ve işlerinizi profesyonelce yönetmenizi sağlayan harika bir program. Ücretsiz medya dönüştürücüler birkaç biçim desteğinin ötesine geçemezler. Ancak ses ve video desteğini bir arada veren, neredeyse bütün biçimleri destekleyen, hem de ücretsiz bir çözüm arıyorsanız, karşınızda SUPER!

    Türkçe adı "Basitleştirilmiş Yaygın Oynatıcı Kodlayıcı & Dönüştürücü" olan SUPER, amatörlerin de rahatlıkla kullanabileceği biçimde tasarlanmış, ama profesyonelce işler yapabileceğiniz güzel bir dönüştürücü.

    SUPER'in Üstün Özellikleri:

    # Görüntü ve sesin bozulmadan yüksek kalitelerde dönüştürme yapabilmesi.
    # Apple - iPOD, Apple - iPOD 5.5G, Microsoft - Zune, Nintende - DS, SONY - PS3, SONY - PSP gibi dosya biçimlerine sahip multimedya ve oyun konsollarına dönüştürme yapılabilmesi.
    # AVI biçimindeki videonuzu DivX, XviD veya H.264 codeclerinden biriyle, video sesini de mp3, aac veya wav codeclerinden biriyle sıkıştırabilirsiniz.
    # Birçok video veya ses dosyanızı çoklu çeviri özelliği ile kolayca çevirmenizi sağlıyor.
    # Hızlı dönüştürme kapasitesi ile yüksek performans sağlayabilirsiniz.
    # İçerisinde güçlü bir codec yapısına sahip olması.
    # Menü özelliklerinin kolay kullanılması.
    # Eklediğiniz dosyaların ses ve video kalitesini ayarlayabilirsiniz.
    # Her türlü biçime uygun çalıcı barındırması.
    # Video dosyalarını dönüştürme yapmadan önce video dosyasının görüntü boyutunu farklı büyüklüklerde ayarlamanıza yardımcı olur.
    # Programda herhangi bir ayar veya menü üzerine geldiğinizde küçük kutucuklarda o bölüm hakkında bilgiler vermektedir.
    # Videolarınızı hareketli .GIF resimlerine dönüştürebilirsiniz.
    # Tüm dönüştürmelerinizi "Encode (Active Files)" etiketli butona bastığınızda, medyalarınız ücretsiz bir biçimde dönüştürülmeye başlıyor.

    Desteklediği Video Biçimleri:

    # 3GP/3G2 (Nokia, Siemens, Sony, Ericsson)
    # ASF
    # AVI (DivX, H263, H263+, H264, XviD, MPEG4, MSmpeg4, Pocket PC)
    # DAT
    # FLI
    # FLC
    # FLV (Flash Video Biçimi)
    # MKV
    # MPG (Mpeg I, Mpeg II)
    # MPG (VCD ve SVCD Compliant)
    # MPG (.DAT to .MPG)VCD
    # MOV (H263, H263+, H264, MPEG4)
    # MP4 (H263, H263+, H264, MPEG4)
    # GIF Animasyonları (GIF)
    # OGG
    # GT
    # RM
    # RAM
    # RMVB
    # STR (Play Station)
    # SWF veya FLV (Flash)
    # TS (HDTV)
    # VIV
    # VOB (DVD Compliant)
    # VOB (.TS / .M2T to VOB)
    # WMV

    Desteklediği Ses Biçimleri:

    # AAC
    # AC3
    # AMR Ses Dosyası (AMR)
    # MMF
    # MPEG Ses (MP2, MP3, MP4, MPC)
    # OGG
    # RA (Real Ses Biçimi)
    # Microsoft WAV (WAV)
    # Microsoft WMA (WMA)
    16 oktober

    İzleyin Bakim:)))

    Rızayla çaldığımız güzel bir parça......
     
    10 februari

    Suyumuza Sahip Çıkalım

    Tamamen ikame edilemeyen bir kaynak olan su; yaşayan bütün canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir. İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Ancak, özellikle son 20 yıl içinde artan insan nüfusu ve bunun sonucu olarak artan su talebi, küresel bir su krizini gündeme getirmiştir. Bunun yanı sıra, hızla artan dünya nüfusu ve su talebiyle birlikte ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır. Su kaynakları; miktar, kalite ve tüm diğer sektörel kullanımlar açısından birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır.

    Su yenilenebilir bir kaynaktır, bu anlamda sürdürülebilir kullanımı mümkündür; Ancak günümüzde hızlı tüketim, kaynaklardan yararlananlara eşit fırsatlar ve yararlar sağlayacak şekilde sürdürülebilirlikten çok uzaktadır. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000- 10.000 m3  arasında olmalıdır. Kişi başına düşen yıllık 1430 m3’lük kullanılabilir su miktarıyla Türkiye, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. Türkiye dünyanın en hızlı nehirlerinden birkaçına sahip olsa da su rezervleri bakımında alt sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de su kaynaklarının yönetiminde akılcı ve sürdürülebilir politika ve uygulamalar hayata geçirilmez ise gelecekte ciddi sıkıntılar yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

    Türkiye'den Suya Dair

    Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000 - 10.000 m3 arasında olmalıdır ve Türkiye su zengini bir ülke değildir!!!

    Ülke - Kıta
    Ortalaması

    Kişi Başına Düşen
    Kullanılabilir
    Su Miktarı (yıllık)

    SURİYE

    1.200 m3

    LÜBNAN

    1.300 m3

    TÜRKİYE

    1.430 m3

    IRAK

    2.020 m3

    ASYA ORTALAMASI

    3.000 m3

    BATI AVRUPA ORT.

    5.000 m3

    AFRİKA ORT.

    7.000 m3

    GÜNEY AMERİKA ORT.

    23.000 m3

    DÜNYA ORT.

    7.600 m3

    Türkiye'deki Su Yeterli Değil! 

    Türkiye’de toplam uzunluğu 170 bin km olan akarsu ve 120’den fazla doğal göl bulunmaktadır. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık %11’i göl ve sazlıklarla kaplıdır. En büyük ve en derin göl olan ve yükseltisi 1.646 m olan Van Gölü’nün alanı 3.712 km2’dir. Devlet Su İşleri (DSİ)’nin 2005 yılı verilerine göre, ülkemizin tüketilebilir tüm yüzey ve yeraltı suyu potansiyeli miktarı; 98 milyar m³  yerüstü ve 14 milyar m³ yeraltı suyu olmak üzere toplam yıllık 112 milyardır. Türkiye'nin yağış rejimi mevsimlere ve bölgelere göre çok büyük farklılık göstermekte olup, yıllık ortalama yağış 643 mm’dir.

    2030 yılında nüfusu 80 milyona ulaşacak olan Türkiye, kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna gelecektir. (www.dsi.gov.tr)

    Türkiye'deki Su Tüketiminin Endüstriyel Dağılımı

    Türkiye’de suyun %72’si tarım, %18’i evsel kullanımlarda ve %10’u endüstride kullanılmaktadır. 2030’a kadar etkili arazilerin %75, evsel kullanımların %260 artacağı öngörülmektedir.

    Endüstriyel Su Tüketimi

    2003 yılı itibariyle sanayide 4,3 milyar m3 su kullanıldığı hesaplanmıştır. 2030 yılında sanayide kullanılan su miktarının 22 milyar molacağı tahmin edilmektedir. (Sanayi sektörü, tarımdan sonraki en fazla su kullanan sektördür)

    • Endüstriyel işletmelerde arıtma tesisine sahip işletmeler sadece %9'dur.
    • Arıtma tesisi bulunmayan kuruluşlardan; özel sektörün oranı %16 iken, kamu sektörünün oranı ise %84'tür.
    • Ülkemizde faaliyette bulunan organize sanayi bölgelerinden sadece %14'ünde arıtma tesisi bulunmaktadır.
    • Ülkemizdeki turistik tesislerin %81'inde arıtma tesisi bulunmamaktadır.
    • 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır, bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının %98.67'si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır.

    Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık suların sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir. (www.cevreorman.gov.tr)

    WWF-Türkiye Ne İstiyor?

    WWF-Türkiye'nin Çözüm Önerileri

    WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), ülkemizin su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımın sağlanması için çalışmaktadır. WWF-Türkiye, su kaynaklarının yönetiminde Entegre Havza Yönetimi yaklaşımının benimsenmesi ve yasal mevzuatımızın da bu yapıyı destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmesi için politika oluşturma ve proje uygulamaları düzeyinde çalışmalar yürütmektedir.

    Entegre Havza Yönetimi nedir?

    Toplumun temel ihtiyaç ve kullanımlarını göz önüne alarak, yüzey ve yeraltı sularının hidrolojik havza ölçeğinde miktar, kalite ve ekolojik anlamda farklı bakış açılarıyla ele alarak  yönetimidir.

    •  Suya “doğru" bakmak: Toplumun suya yaklaşımında ve suyu algılamasında köklü değişiklikler gereklidir.. Bu çerçevede WWF-Türkiye, ülkemizin içinde bulunduğu kuraklaşma süreci hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, “su zengini olduğumuz" algısının ve tüketim alışkanlıklarının değişmesini sağlamak amacıyla bir Su Kampanyası başlatmıştır. 
    • Ulusal Su Yasası: Mevcut yasal ve kurumsal karmaşanın çözülmesi ve düzenlenmesi için kapsamlı ve bugünün gerçeklerine uygun bir Ulusal Su Yasası,  su kaynaklarımızın gelecek nesillere aktarılması için gereklidir. Ulusal Su Yasası, aynı zamanda Avrupa Birliği uyum sürecine uygun şekilde düzenlenmelidir.  
    • Entegre Havza Yönetimi: Standart bir yöntem olarak benimsenmeli ve ülkemizdeki 25 su havzasının için Entegre Havza Yönetim Planları hazırlanmalıdır. Halihazırda WWF-Türkiye; Konya Kapalı Havzası, Doğu Karadeniz Havzası, Susurluk Havzası ve Büyük Menderes Havzası’nda suyu kullananlarla yönetenlerin bir araya getiren örnek çalışmalar yürütmektedir.
    • Yeraltı suyu: Kullanımı düzenlemeli ve etkin bir şekilde kontrol edilmelidir. Yeraltı su kaynakları çevresel ve nükleer etkilerden en az kirlenen  su kaynağı olması nedeniyle, azami dikkatle kullanılması gereken kaynaklardır. Yalnızca Konya Kapalı Havzası’nda bulunan 50 binden fazla kuyunun en az yarısı kaçaktır. Yeraltı su rezervlerini korumak ve bu rezervlerin azalmasını önlemek ulusal politika olmalıdır.
    • Bütün sektörlerde su tasarrufu: Devlet tarafından teşvik edilmelidir. Özellikle suyun %75’ini kullanan tarım sektöründe, su tasarrufunu sağlayacak yeni teknolojiler kullanılmalıdır. Salma sulamadan, damla ve yağmurlama sulamaya geçilmesi ve aşırı su tüketen ürünlerin değiştirilmesi teşvik edilmeli, teşvik mekanizmaları yeniden düzenlenmeli, çiftçiler bu konuda bilinçlendirilmelidir.

    Su tüketiminizi azaltmak için siz neler yapabilirsiniz?

    • Musluklarınızı, sifonlarınız, daima bakımlı tutun.  Bozuk olanları hemen onarın. Çünkü saniyede bir damla akan su, yılda 3 metreküplük yani 3 tonluk bir tüketime tekabül eder.
    • Çamaşır ve bulaşık makineleri bir defada ortalama 40 litre su tüketmektedir.  Makinelerinizi tam doldurmadan çalıştırmayın ve kısa programları tercih edin.
    • Banyo yerine duşu tercih edin. Bir duşta ortalama 50 litre su, bir banyoda 150 litre su tüketilir. 
    • Tek bir kişi yılda ortalama 49.140 litre suyu tuvaletlerde tüketir. Sifonun bir kez çekilmesi ile 10 lt su harcanır. Yeni teknolojiler sayesinde standart modellere göre % 60 daha az su tüketen klozetler bulunmaktadır. Rezervuarların boyutunu küçültün.  12-20 litrelik yerine 6-7 litrelik ve kademeli rezervuarları tercih edin.
    • Sifon çekildiğinde suyu renklendirsin ve temizlesin diye tuvalete asılan maddeleri kullanmayın. Bunlar kanalizasyona karışarak kirliliğe sebep olur.
    • Traş olurken, ellerinizi yıkarken, dişlerinizi fırçalarken, bulaşıkları sabunlarken açık bırakılan musluk, dakikada yaklaşık 15-20 litre suyun boşa akmasına sebep olur.  Bu işleri yaparken musluğu ihtiyacınız olduğu kadar açın.
    • İçme suyu dışındaki suları birkaç kez kullanmaya çalışın.  Sebze ve meyve yıkadığınız suyla çiçekleri ve bahçeleri sulayabilir, temizlik yapabilirsiniz.
    • Evde kullanılan temizlik malzemeleri, atık sularla birlikte nehirlere karışır. İçinde fosfat bulunmayan ve suda ayrışabilen temizlik ürünlerini kullanın. Temizlikte sıvı sabun, toz sabun gibi doğal esaslı olanları tercih edin. (Hem doğaya zarar vermez hem de daha az suyla durulanabilir.)  Diğer kimyasal deterjanların (petrol türevi temizleyiciler) doğal ortam için sakıncılarının yanı sıra bol suyla durulanmaları gerekir.
    • Otomobilinizi ve balkonlarınızı hortumla yıkamak yerine silerek veya kova ve sünger kullanarak temizleyin.  Hortumla yıkama, yaklaşık 550 litre su kullanımı demektir.
    • Su basmasını engellemek için evden çıkarken ana vanayı kapatmayı unutmayın.
    • Çamaşır suyu, atık maddelerin ayrılıp çözülmesini sağlayan yararlı bakterileri öldürür. Çamaşır suyunu olabildiğince az kullanın.
    • Kapı önü, balkon, teras gibi yerlerin temizliğinde hortumla su tutmak yerine süpürge kullanın.
    • Bahçenizi sulamak için, buharlaşmanın az olduğu sabah ya da akşamüstü saatlerini tercih edin.
    • Suyu kireç ve bakterilerden arındıran filtreler kullanın.
    08 februari

    Topraklarımız ve Ormanlarımız İçin Sen de Harekete Geç!!!

    Bir insanin yillik gazete, dergi, kirtasiye
    vesaire ihtiyaclari
    icin tam 7 agac kullaniliyor.
    Yani her birimiz yilda 7 agaci tuketiyoruz!! 
    Sizin icin 7 degil tam
    9 tane mese agac dikilecek...
    ve ÜCRETSIZ
    Siz de kendi adiniza kampanyaya destek olmak icin 
    Siteye giriyorsunuz...
    Sol altta projeye destek butonuna tikliyorsunuz.
    Formu doldurup yolluyorsunuz.
    Sponsor firmalardan 20 adet sms geliyor size... 
    Isterseniz mesajlari okumadan siliyorsunuz.
    Formu dolduran herkes icin 9 mese dikiliyor.
    Toplam 5 milyon sms'e ulasmak gerekiyor...
    Su anda toplam 2 milyona yaklasmis durumda...
    Ayvalik, Antalya, Datca...
    Her yil her yerde ormanlar yaniyor (veya yakiliyor)
    Sadece 1 dakikanizi alacak ve 9 meseniz olacak! 
    http://www.smsmese.org/index.asp?id=1309
    28 januari

    Kızılderrili'nin Beyazlara Cevabı

    1854 yılında A.B.D. Başkanı yazdığı bir mektupla Amerikaya gelen beyaz
    göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililer'den toprak istemiş ve "bu
    isteği kabul edilecek olursa, Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri
    bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

    Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden
    alınmış olan Kızılderili Reisi Seattle bir söyleviyle A.B.D. Başkanına yanıt
    vermiş ve bu yanıt mektup olarak A.B.D. başkanına gönderilmiştir. Mektubun
    aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesinde korunmaktadır.


                            MEKTUP
    Halkımın üzerine merhamet gözyaşlari döken şu sonsuz gökyüzü bir gün
    değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir.
    Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir. Şef Seattle her ne
    söylerse, Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
    inandığı ölçüde inanabilir. Washington'daki büyük Şef bize dostluk ve iyilik
    dilekleriyle birlikte bizden topraklarımızı satın almak istediğini
    bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığını
    biliyoruz. Merak ediyoruz ki; gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın
    alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç. Bir
    zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz
    dalgalarının kabuklu kuru yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun
    zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu. Bu toprakların
    her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri,
    vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları
    çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık
    deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su,
    atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız. Beyazlar için durum böyle
    değildir. Bir beyaz, öldükten sonra yıldızlar alemine göç ettiği zaman,
    doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimiz ise bu toprakları unutmaz. Çünkü
    kızılderili, gerçek anasının toprak olduğuna inanır. Washington'daki Büyük
    Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor. Bu bizim için büyük bir
    fedakarlık olur. Büyük Beyaz Reis, bize rahat yaşayacağımız bir yerin
    ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun
    çocukları olacağımızı söylüyor. Bu önerinizi düşüneceğiz. Ama yine de bunun
    kolay olmayacağını itiraf ederim. Çünkü bu topraklar bizim için kutsaldır.
    Nehirlerin ve ırmakların suyu, bizim için sadece akıp giden su değildir;
    atalarımızın kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak, bu suların
    ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz
    nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi
    gösterebilecek misiniz kardeşlerimize? Biliyorum, beyaz adam bizim gibi
    düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz
    adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü
    toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istedigini
    alınca başka serüvenlere atılır. Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi
    olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle
    bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip
    bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz
    Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu
    kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir
    kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. Belki bir vahşi olduğum için
    anlayamıyorum ama, benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka.
    İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki
    kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça, yaşamın ne değeri olur? Bir
    kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin
    yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanının kokusunu
    taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz. Hava
    önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar.
    Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak
    olursak, havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir.
    Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal
    olmasın ki hava? Atalarımız doğdukları gün ilk nefeslerini onun sayesinde
    almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?
    Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul
    edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var: Beyaz adam bu topraklar üzerinde
    yaşayan bütün canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve başka türlü
    düşünemiyorum. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz
    adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için.
    Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalo'dan daha değerli olduğuna aklım
    ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlardık buffalo'ları. Bütün
    hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok
    edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor
    bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına
    gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır. Şu gerçeği iyi
    biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki
    herşey, bir ailenin fertlerini biribirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve
    biribirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket
    insanoğlunun da başına gelmiş sayılır. Bildiğimiz bir gerçek daha var: Sizin
    Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yaratıklarıyız.
    Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu
    farkedecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama
    hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur. Ve
    kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık,
    Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve
    kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini
    anlayamıyoruz. Tıpkı buffalo'larin öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın
    kirletilişini anlamadığımız gibi. Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar,
    dağlari örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer
    insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve
    varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak. Gündüz ve gece
    bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah
    sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen,
    teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük
    Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay
    birkaç kez daha doğacak, bir kaç kış daha geçecek. Bu geniş topraklara
    yerleşmiş ve mutluluk içinde yaşamış olan neslimiz, daha önce bizden daha
    güçlü ve daha umut dolu yaşamış insanlarımızın mezarları başında yas
    tutacaklar. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz
    dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu
    doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama
    kesinlikle bir gün gerçekleşecek; Son kızılderili yok olup, kabilemin
    hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez
    cesedleriyle kaynaşacak. Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda,
    bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız
    olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur.
    Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de,
    aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten
    seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır. Beyaz
    adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler
    güçsüz değildir. Ölü mü dedim?   ! Ölüm diye birşey yoktur ki, sadece dünya
    değiştirir insan. Şef Seattle, 1854  (Sayın Cemalettin Ulusoy'a teşekkür
    ederiz)

    08 januari

    Pc montaj(resimli anlatım)



    Merhaba arkadaslar, donanim piyasasinin hicte ucuz olmadigi ve kolay kolayda ucuzlayamayacagi bu gunlerde,size faydali olabilecek, bilgisayar parcalarinin nasil bir araya getirilecegini, hemde bir bilgisyara nasil daha ekonomik yollardan sahip olacagimizi anlatan bir döküman yazmaya karar verdim. Lafi cok daha fazla uzatmiyicam, ise montaj edecegimiz donanim parcalari tanimakla baslayalim.
    Not: Doanim bilesenlerini anlatirken model ve soketlerine yazida yer verilmeyecek, CPU montaji disinda, anlatim hem AMD hemde Intel platformlari icin gecerli olacak ve sadece cpu monaji ayri ayri anlatilacak, zaten montajda birbirilerinden ayrilan yegane farkda bu





    Donanimimizi icinde barindiracak kasa tiplerinden biri.



    Donanim bilesenlerimiz hemen hemen hepsi yukaridaki resimdeler, sadece eksik bir parca var, eksik olan parca (CPU) Islemci pastasidir. Bunu ozellikle ayri tanitmak istedim, cunki bu parca olmassa olmazdir. Islemcimizi sicaktan yalitacak ve asiri isinmayi hatta yanmaktan engelleyecek olan Islemci pastamiz, resim 4 de gördügünüz gibi





    Donanım bilsenlerini tanidiktan sonraki yapcagimiz isi bölümlere bölersek ilk bölüm anakartin montaji olacak, bu baglamda anakarti takmadan önce üzerinde biraz inceleme yapalim.



    Yukardaki sayilardan baslarsak:




    1. Islemci soketi
    2. Ram slotlari
    3. Ide portu---> CD-ROM Yada Harddisk baglantisi icin
    4. Ide portu 2--> CD-ROM Yada Harddisk baglantisi icin
    5. S ATA portlari Harddisk icin en guncel baglanti bicimi ( S ATA yeni genarasyon Harddisklerde kullaniliyor )
    6. ön panel baglantilari ( Front Control Panel Connectors )
    7. Disket (flopy) portu
    8. PCI portlari
    9. AGP portu (Grafikarti icindir)
    10. Disa acilan baglantilar paneli ( Bu bölüm haricen islenicek )
    11. islemci (CPU) fan baglanti noktasi




    Anakart icin genel olarak bizim montaj sirasinda kullanacagimiz bölümler bunlardi, bunlarin disinda biraz daha detaya girip 6. ve 7. resimlerede göz atmakta yarar var tabi





    Piyasadaki en son cikan kartlar uzerinden deyerlendirirsek arka paneldeki cikislari ve girislerinin resim 7 deki aciklamasi boyle olur




    1. Klavye, fare cikislari
    2. 2 x USB portu
    3. Parelel port
    4. ATX güc girisi
    5. Game Port Girisi
    6. LAN girisi
    7. 2 x USB
    8. Optik çikislar (ses icin)
    __________________
    2. Bölüm (CPU) islemcinin anakarta montaji. ( INTEL islemciler icin )

    Simdi anakart üzerinde montaja gecelim. ilk olarak (CPU) islemcimizi takarak baslayalim.I slemci soketimizin yanindaki cubugu islemcimizi oturtturabilmemiz icin yukari kladiralim (bu cubuk asagi dogru kapandiginda islemci ignelerini yuvasina oturtturacak ve hemde sikistirma gorevi görecektir.




    Islemcimzi sokete yerlestirirken dikkat etmek zorunda oldugumuz konu, resim 9 da göründügü gibi islemci uzerindeki küselerden birinde ücken bir isaret var. Bu isaretli tarafin anakart islemci soket girisindeki, yine bunun icini isaretlenmis köseye denk gelecek bir sekilde yerlestirilmesi lazim.




    Islemcimizi üzerindeki isaretlere uygun bir sekilde yerlestiriyoruz ve soket cubugumuzuda asagi indiriyoruz ve boylece islemcimiz soket yuvasina tamamen oturmus oluyor



    Siradaki islemimiz termal macunumuzu islemci üzerine sürmektir. 11 ve 12. resimlerde oldugu gibi bizde termal macunumuzu islemci üzerine yayiyoruz.



    Resimde göründügü gibu termal macumuzu islemcimizin uzerine yayiyoruz, ama yanlardan tasacak kadar fazlada olmamli, normal bir tabaka olmali, fazlasida isi yalitimi acisindan iyi degil.



    Termal macunu ile isimiz bitti ve islemcimizi sogutacak fanimizi, surdugumuz termal macunun üzerine yerlestricegiz. resim 13 de gördügünüz gibi fani oturtturduktan sonra fan uzerindeki cubuk asagi indirilerek fanin tam olarak yerlesmesi ve sikismalsi saglanir. Resim 13 de ayrica belirtilrn bir konu fanin elektrik baglantisidir.

    3. Bölüm (CPU) islemci montaji ( AMD islemciler icin )



    Intel icin islemci montaji bu kadar arkadaslar simdi birde AMD islemcilerin nasil montaj edildigini gorelim.




    (AMD islemciler icin)




    Aslinda Intel ve amd montaji arasinda cok buyuk bir fark yok, ama ben yinede olan kucuk farklari kafalrin acilmasi acisindan islemek istedim. resim 20 de AMD tabanli bir anakart var.




    Aanakart islemci soketimizin uzerinde intel soketinde oldugu gibi isaretlenmis bir alan var. Bu resim 15 de soketin kosesinde olan ücken isaret ayni zamanda islemci üzerindede vardir. islemcimizi intel anlatiminda oldugu gibi anakart soketine bu isaretli köseler denk gelecek sekilde yerlestirmemiz gerek.



    Islemcimizi yerlestirdikten sonra intel sokette oldugu gibi soket cubugunu asagi indiriyoruz ve islemcimiz oturmus oluyor ve islemcimize termal macun sürmeye geciyoruz.



    AMD soketi INTEl de oldugu gibi üst tarafi tamamen düz bir yüzeye sagip degil, amd islemci ust tarafinda bir Chip cikintisina sahip ve termal macunuda sürecegimiz bölge burasi. Termal macunumuzu surerken dikkat edecegimiz noktalardan bir macunu sürerken chipin disina tasmayacak sekilde üzerine yaymak gerektigidir.





    Termal macunu surdukten sonra islemci fanini monte etmeye geldi sira. Bunun icin resimlerdeki orneklerden yararlaicagiz. Resimde göründügü gibi soket dislerini fanimizin isi emicilerinin yan tarafina takiyoruz.




    Resim 19 da anakart soketine fan isi emicisinin baglanacagi noktalari görüyorsunuz.

    Ve fanin takilis bicimi tornavida yardimi ile ust orta delikiten tutarak baski yapiyoruz. Resimde goruldugu gibi...





    Resimde göründügü gibi basit bir islem bu. Genelde islemci soket icevresinde olan, islemci fan elektrik baglansini bu sekilde bagliyoruz.





    Baglanmis olarak son hali, ve gördügunüz gibi kabloyuda daginik ortada birakmiyoruz. ve islemci montajimiz tamamen sona erdi. Sirada 3. bölüm var.

    3. Bölüm ( Ramlarin slotlarina takilisi )

    ilk atacagimiz adim Resim 24 de gorunen ram slotumuzun mandallarini geriye dogru itmek ve ramlarimizin yerlesecegi yuvalari tamamen acmak oluyor.



    Resimde gordugum gibi uyguluyoruz, ramlar asagi dogru bastirilarak yuvalara oturtturuluyor ve mandallar kapatiliyor iste tum ram takma islemi bu kadar




    burada dedim gibi en önemli olan nokta ortadaki cikinti ve girintilerin bir birilerine denk gelmesi.





    Ramlarimizda takildi ve anakartimizin uzernde islemci ve ramlarimizin takilmis hali.

    4. Bölüm ( Anakartin kasaya takilisi )



    Genelde kasalarda standart standar olarak arka panel maskesi mevcuttur, ama biz standart olan o maskenin satin aldigimiz anakartimiz ile gelen maske ile karsilastirarak, uyup uymadigini kontrol ediyoruz. Cünki her anakartin giris ve cikislar paneli ayni olmayabiliyor.





    Kontrol ettikten sonra uymadigi kesinlesirse resimde gordugunuz gibi kasa ile gelen standart maske cikiyor ve yerine anakart paketinde gelen maskeyi takiyoruz.





    Bu arada tabi kasamizin sag ve sol kapaklari cikarilmis durumda ve kasamizin sol tarafinda resim 32 dede gorundugu gibi anakartimizin vidalanmasi icin extra bir plate var, bu plateyi sökuyoruz



    Platemiz yerde simdi yapacagimiz is anakartimizi platenin üzerine koyup, vida yerlerini tespit edip isaretlemek.





    isaretleme isleminden sonra sira kasa ile gelen ve anakartimizin uzerine oturacak olan ayakli somunlari isaretledigimiz alanlara yerlestirmeye geldi, resimlerdede ornek olarak gorunuyor.



    Bu ayakli somunlar her kasada ayni degildir bazi kasalarda gecmeli olur bazilarinda vida halinde...



    Ayakli somunlarimizi yerlestirdik artik, kartimiz vidalanarak sabitlenecek duruma geldi.





    Vidalama esnasinda dikkat edecegimiz en onemli husus tornavidayi cok sakin ve büyuük bir dikkatla kullanmaktir. eyer tornavidaya fazla baski yapip karta kaydirirsak, anakartimiz bu darplardan dolayi kullanilamaz hale gelebilir.





    Anakart ta tamami ile plateye sabitlendi ve platemizi kasamiza takiyoruz ama platemizi kasamiza takmadan once yapacagimiz son kucuk bir is var. Buda (PSU) bilgisayarimizin güc kaynagini kasamiza monte etmek, bu bazi kasalarin icinde hazir olabiliyor ama genelde kasalar güc kaynaksiz ciplak satilir. Anakartimizin sabitlendigi plate ile takilmis örnek hali resim 41 de.


    25. resimde görünen önemli ayrintiyada dikkat etmemiz lazim. Bu ayrinti ramlarimizin yerlesecegi slotlarda, orta kisimda bulunan cikintilardir. Ramlarimizi yuvalara yerlestirdigimiz anda, ram ortasindada karsiligi olan bu cikintilari birbirilerine denk gelecek sekilde oturtturmaliyiz, ama buna dikkat etmeden ramlari yuvalara itersek ramlarimiz elimizde kalabilir

     

    5. Bölüm ( Güc kaynagi montaji )




    Resim 42 de görünen sandart bir (psu) güc kaynagi, ve resim 43 dede güc kaynaginin anakarta baglanacak uclarini inceleyebilirsiniz.



    Resim 44 de güc kaynagimizi kasamiza nasil ve nereye monte edeceginiz konusunda fikir edinebilrisiniz, aslinda bence bilgisayar toplamada, güc kaynagini monte etmek en kolay is, yapacaginiz sey güc kaynagini üst bos köseye, güc kaynagi faninin kasadaki karsiligi olan fan bosluguna denk gelecek sekilde yerlestirip vidalamaniz.






    Resim 45 ve 46 da görünen güc kaynagimizdan anakarta takilacak olan ve anakarta, ana elektrik baklantisini saglayacak sokettir.



    Resimdeki gibi uygulayip yandaki manlatin yuvasina gececek sekilde takiyoruz ve resim 47 de gordugunuz islemci elektrik soketinide diyer elektrik soketi gibi mandalini yuvasina oturtturarak takiyoruz.




    7. Bölüm ( Kasa baglantilari )


    Resim 48 kasamiz uzerindeki (power) (Reset) ve (Led) bu dügme ve isiklar panelini anakatimiza nereden, nasil ve ne ile baglayacagimizi gosteriyor. Burada sizin alacaginiz sadece bir fikir ve örnektir, cunki satin alacaginiz anakart, yapisina göre yaninda bir adette klavuz ile geliyor. bu klavuz cok onemli, montaja baslamadan bu klavuzdaki baglanti semalarini incelemelisiniz.




    49. resimde ornek olarak on panel baglantilarinin ne sekilde oldugunu sema olarak gostermis, anakartlarin kasa baglanti semasi genel olarak aynidir ama siz anakartinizin klavuzundaki semadan yararlaicaksiniz tabiki.





    50 ve 51. resimlerde size bir fikir vericek tabi, ama tekrar ediyorum kasa ve anakart baglantisini anakartin kendi klavuzu ile yapmaniz daha saglikli bir montaj icin sarttir.



    Ve kasa uzerindeki extra USB portlarinin baglantisi olacagi nokta ve ornek bir sema. Bu arada elinizdeki anakartin kasa baglantisi icin yapilmis baglanti noktalarinin hemen yanindaki yazilara dikkat edin. cunki muhtemel olarak takacaginiz kablo uzeridede ayni yazinin karsiligi olur, bu hem USB hemde dügme, isik takimi icin gecerlidir.


    USB baglantimizin takilmis son hali.




    08 november

    Gazeteler Dergiler Televizyonlar

    İyi Demiş:)

    CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR

    Bir Hint masalına göre; kedi  korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir
    fare vardır.
    Büyücünün  biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
    Fare, kedi olmaktan son  derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten
    korkmaya başlar. Büyücü bu kez  onu bir kaplana dönüştürür.
    Kaplan olan fare, sevineceği yerde  avcıdan korkmaya başlar.
    Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın  farenin korkusunu yenmeye imkân yok. Onu
    eski haline döndürür.Ve der  ki, "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende
    sadece bir farenin  yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem."

    Ünlü yazar Shakspeare,  bu konuda şöyle diyor:
    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor.

    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan  korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin  kıymetini bilmediği için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey  vermediği için.
    Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği  için.
    09 mei

    Aha da Space Yapın

    Msn Space İle İlgili Her şey (Resimli Anlatım)
    Öncelikle messengerında my spaces(ALANIM) tuşu gözükmeyen arkadaslar bu lınkı http://spaces.msn.com/?lc=1033 tıklayınca acılacak sayfada sign ın yazan yere tıklayıp kaydolduktan sonra messengerı acıp kapatacaklar (messenger dan komple cıkıp) ardından da yenıden acacaklar.... o buton messenger uzerınde gorunecek.



    resimlerde anlatılanları aynen uygulayınız.



    aşağıda gözüken sayfada en üstteki ve bir altındaki boşluga msn space'de gözükmesini istediğiniz isi yazın..eğer o isim kullanımda ise yanına rakam ilave edin veya değiştirin..örnek KaRaVaTaN kullanımda ise KaRaVataN1925 gibi istediğiniz bir isim yazabilirsiniz...resimlerdeki anlatımları okuyun ve uygulayın..devam..



    resimlerde anlatılanları aynen uygulayınız..

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..

    yukarıdaki resmide CUSTOMIZE tuşuna bastıgınız zaman THEMES-MODULES-LAYOUT ayarları yapabilirsiniz aşağıdaki resimlerdeki gibi..



    THEMES AYARI...aşağıdaki resimdeki yazılanları uygulayınız ve kendi zevkinize göre bir TEMA seçiniz....

    MODULES ayarları.....



    LAYOUT AYARLARI...



    resim eklemek ve album olusturmak..

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..

    ince ayarlar. resimde yazılanları uygulayınız...

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..

    MSN WEB SPACE'INIZIN KUCUK OPSIYONLARI...RESIMDE YAZILANLARDAN ISTEDIKLERINIZI SECINIZ..HER $IKKIN ACIKLAMASI YAPILMISTIR...

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..

    VE SON MSN WEB SPACE'INIZ HAZIR...

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..
    __________________
    buyrun...
    adim adim anlattim...

    Alanınıza girdikten sonra sayfanızı düzenleyebildiğiniz ana sayfanın linkinin yanına &powertoy=musicvideo kodunu yazın ve ardından enter tuşuna basın

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..

    Resmi gerçek boyutuyla görmek için üzerine tıklayın..
    __________________
    MSN SPACE İLE İLGİLİ BİR ÇOK KONU;
    MSN Spaces'da Ziyaretçi Defteri Oluşturmak İster Misiniz?

    Öncelikle alanınızda, herhangi bir başlık (Ziyaretçi Defteri gibi) ismi girerek, altına da açıklamanızı yaparak (örneğin: Kişisel sayfam hakkındaki görüşlerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim) sayfanızda yeni bir yazı oluşturun. Bu işlemi gerçekletirdikten sonra sayfanızın sağ üst köşesinde "Sign Out" isimli tuşun yanında bulunan "Preview My Space" yazısına tıklayın. Az önce oluşturmuş olduğunuz yazınızın sonunda bulunan alt kısıma dikkat ederseniz, "Permalink" isimli tıklanabilir bir yazı göreceksiniz. Buraya tıklayarak karşınıza çıkan linki kaydedin (bu linki daha sonra kullanacağız). Daha sonra tekrar sayfanın sağ üst kısmında bulunan "Sign Out" tuşu altında görebileceğiniz "Edit My Space" yazısına tıklayın. Bir sonraki aşamada sayfanızın yukarı kısmında, sayfa başlığınızın alt kısmında sıralanmış olan Home, Profile, Blog, Photos, Lists, Music başlıklarından "Lists"e girip yeni bir liste oluşturmak için "Create A List" yazısına tıklayın ve oluşturacağınız ziyaretçi defterinize vermek istediğiniz ismi girin. Bu adımdan sonra listenizi yaratıp, yönlendirileceğiniz sayfanın sol üst kısımlarında bulunan "Add Item" isimli yazıya tıklayın. Bunu yaptıktan sonra bu yazının altında üç tane kutucuk çıkacak bunlardan ilkine "Ziyaretçi defterime ulaşamak için buraya tıklayın" benzeri bir yazı yazdıktan sonra ikinci kutucuğa, "Permalink"e tıkladıktan sonra kaydetmiş olduğumuz linki yazın. Üçüncu kutucuğu ise boş bıraktıktan sonra, kutucukların yanındaki tuşu kullanarak liste oluşturma işlemini tamamlayın. Bu adımdan sonra yukarıda nerede olduğunu belirtmiş olduğum "Home" linkine tıklayarak oluşturmuş olduğunuz "Ziyaretçi Defteri"ni görebilir ve sayfanızda (sürükle bırak mantığını kullanarak) istediğiniz yere yerleştirebilirsiniz. En son aşamada ise yapılan değişiklikleri yine sağ üst taraflarda bulunan "Save" ("Sign Out" tulu hizasında aşağılara doğru bir yerde bulunuyor) tuşuna basarak kaydedin. Böylelikle artık sizin de bir ziyaretçi defteriniz olmuş oldu.

    NOT:Yazı daha ayrıntılı bir biçimde yeniden düzenlenmiştir.

    MSN Spaces'ın Ana Sayfasında Daha Fazla Yazı Görüntülemek İster Misiniz?
    Bildiğiniz gibi MSN Spaces bir sayfada 25'den fazla yazı görüntülemenize izin vermiyor ama bunu aşmanın oldukça kolay bir yolu var. Sanall Cobain takma adlı bir arkadaşın hazırladığı eklenti sayesinde ana sayfanızda 25'den fazla yazı görüntülemeniz artık oldukça kolay. Bu eklentiyi kullanabilmek için öncelikle http://deads0ul.blogspot.com/ adresindeki "Daha Fazla Giri Görüntüleyin" yazısına sağ tıklayarak karşınıza çıkacak menüde "Sık kullanılanlara Ekle" seçeneğini seçin ve Sık Kullanılanlar listenize programın eklenmesini sağlayın.
    Bu aşamadan sonra bir sayfada 99 taneye kadar yazı (giri) görüntülemeniz için yapmanız gereken tek şey kullanıcı adıyla alanınıza (MSN SPace) giriş yaptıktan sonra, sayfada görüntülenecek giri sayısını ayarlayabildiğiniz sayfada "Settings" tuşuna bastıktan sonra "Blog Settings"e girmek ve "Sık Kullanılanlar"a sayfanıza 25'den fazla yazı görüntülenmesi için eklemiş olduğunuz kısayol tuşuna basmak. Bu aşamadan sonra "Number of Blog Entries" kısmındaki sayının 25'den 99'a yükselmiş olduğunu göreceksiniz.

    MSN Spaces'ta 10'dan Fazla Liste Oluşturmak İster Misiniz?

    Bildiğiniz gibi MSN Spaces 10'den fazla liste (Lists) oluşturmamıza izin vermiyor ama bunu aşmanın oldukça kolay bir yolu var. Sanall Cobain takma adlı bir arkadaşın hazırladığı eklenti sayesinde 10'dan fazla liste oluşturmak artık oldukça kolay. Bu eklentiyi kullanabilmek için öncelikle http://deads0ul.blogspot.com/ adresindeki "Daha Fazla Liste Ekleyin" yazısına sağ tıklayarak karşınıza çıkacak menüde "Sık kullanılanlara Ekle" seçeneğini seçin ve Sık Kullanılanlar listenize programın eklenmesini sağlayın.
    Bu aşamadan sonra liste eklemek için yapmanız gereken tek şey kullanıcı adıyla alanınıza (MSN SPace) giriş yaptıktan sonra, ana sayfada "Sık Kullanılanlar"a yeni liste oluşturmak için eklemiş olduğunuz kısayol tuşuna basmak ve karşınıza çıkacak olan pencereye eklemek istediğiniz listenin adını girmek. Bu aşamadan sonra takip edeceğiniz adımlar normal listelerinizi oluştururken takip ettiğiniz adımlarla aynı olacaktır.

    MSN Spaces'a 25'den Fazla Kategori Eklemek İster Misiniz?

    Bildiğiniz gibi MSN Spaces 25 tane kategoriden fazlasını oluşturmamıza izin vermiyor ama bunu aşmanın oldukça kolay bir yolu var. Sanall Cobain takma adlı bir arkadaşın hazırladığı eklenti sayesinde 25'den fazla kategori oluşturmak artık oldukça kolay. Bu eklentiyi kullanabilmek için öncelikle http://deads0ul.blogspot.com adresindeki "Daha Fazla Kategori Ekleyin" yazısına sağ tıklayarak karşınıza çıkacak menüde "Sık kullanılanlara Ekle" seçeneğini seçin ve Sık Kullanılanlar listenize programın eklenmesini sağlayın.
    Bu aşamadan sonra yapmanız gereken tek şey; yeni bir yazı eklemek için kullandığınız "Add Entry" tuşuna bastıktan sonra "Sık Kullanılanlar"a eklediğiniz bu kısayola tıklamak. Karşınıza bu aşamadan sonra çıkacak pencereye istediğiniz kategori ismini girerek, bu isimle yeni bir kategori oluşturmuş oluyorsunuz.

    MSN Spaces'a Sohbet Platformu, Animasyon ve Video Koymak İster Misiniz?
    MSN Spaces'a eklenen HTML modülü yardımıyla artık başlıkta görülen tüm eylemleri gerçekleştirmek oldukça kolay. Aşağıda verilmiş olan IFRAME kodunun kullanımı sayesinde sitenizde görüntülemek istediğiniz animasyonları, oyunları ve videoları kullanıcılarınızla paylaşabilirsiniz. Öncelikle kodu nereye ve ne şekilde yerleştireceğimizden bahsedeyim. MSN Spaces'ta herhangi bir yazı yazarken kullandığınız "Edit Blog Entry" bölümüne geliyorsunuz, daha sonra yeni eklenmiş tuşlardan olan <HTML> tuşuna basarak aşağıda verilmiş olan kodları giriyorsunuz;

    <IFRAME style="WIDTH: 300px; HEIGHT: 250px"src="URL-Buraya" scrolling=no>&lt/IFRAME</IFRAME>
    Yukarıdaki kodlarda belirtilmiş olan 300px alanınızda görüntülemek istediğiniz görüntünün (video, animasyon vs..) çerceve genişliğini, 250px ise bu çerçevenin yüksekliğini belirtiyor. İsteğiniz doğrultusunda bu büyüklükler üzerinde oynama yaparak çerçeve büyüklüğünüzü değiştirebilirsiniz. URL-Buraya kısmına ise koymak istediğiniz animasyon veya videonun linkini koyuyorsunuz. Tüm bunları gerçekleştirtikten sonra "Publish Entry" tuşuna basarak görüntünüzü başarıyla diğer kullanıcılarla paylaşmış oluyorsunuz.

    Msn Alanınızda Kişisel Arka Plan Görüntüleri Kullanma.

    MSN Alanınızdaki yazılarınıza gireceğiniz HTML kodları ile istediğiniz resmi veya fotoğrafı arka plan görüntüsü olarak kullanabilirsiniz. Kullanmak istediğiniz bu resme ait linki www.imageshack.us sitesini kullanarak elde etmeniz gerekiyor (tabiki başka siteler kullanarak da resimlerinize ait linkler elde edebilirsiniz). Bundan sonraki aşamada yapmanız gerekenler ise şöyle;

    1)Öncelikle sayfanıza yazı yazdığınız "Blog" bölümüne gelin.
    2)Bu adımdan sonra "Edit Blog Entry" sekmesinde (yazı yazdığınız bölümde) bulunan <HTML> tuşuna basarak aşağıdaki kodları girin:
    Kod:
    <pre></table></table><table background="Arka Plan Görüntüsünün Linkini Buraya Yazın"><tr><td><div><table style="display:none"></pre>

    Bu noktada dikkat etmeniz nokta Arka Plan Görüntüsünün Linkini Buraya Yazın yazısının bulunduğu kısma, bu yazı yerine resminizin bulunduğu http:// ile başlayan linki girmeniz.
    3)Bu aşamadan sonra sol alt köşede bulunan "Publish Entry" seçeneğine basarak işleminizi tamamlamış oluyorsunuz.

    ÖNEMLİ NOT:Resimlerinizi upload edebileceğiniz bir sitenin kullanımı hakkında ayrıntılı bir yazıya http://spaces.msn.com/members/ygt/Bl...XAbA!493.entry linkinden ulaşabilirsiniz.

    MSN Alanınız İçinde Scrollbar Kullanımı

    Bu yazımda MSN alanınızda kullanılabileceğiniz "scrollbar"ların yapımı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Öncelikle aşağıda kullanacağımız tüm kodların giri girilen yerdeki <HTML> yazısına bastıktan sonra çıkacak alana yazılacağını belirtelim. Kodumuz aynen şu şekilde;
    Kod:
    <P><div style="border-right:black 2px solid;border-top:black 2px solid;scrollbar-face-color: orange;
    font-size:8pt;scrollbar-highlight-color:blue;overflow:auto;border-left:black 2px solid;width:
    370px;scrollbar-shadow-color:blue;scrollbar-arrow-color:sand;border-bottom:
    black 2px solid;font-family:ariel;scrollbar-darkshadow-color:black;height:200px; background-color: blue; color orange">

    Yukarıdaki kodlar size siyah sınırları olan, turuncu kaydırma çubuğu ve yazısı olan,mavi arka plana sahip bir scrollbar yaratacaktır. Şu an bunların yazıyor olduğu kısıma ise bu scrollbar içine yazmak istediğiniz yazıları yazacaksınız
    </div></P>
    Yukarıdaki kodlara bakarsanız kalın olarak yazılmış İngilizce renk kodlarını göreceksiniz. Bu kodlardan "black" sınır çizgilerinin rengini belirtirken, "blue" scrollbarın arka plan rengini, "orange" ise yazı ve yazı ve kaydırma çubuğu rengini belirliyor. Bu renkleri yine İngilizce renk isimleriyle değiştirerek istediğiniz renkte scrollbarlar elde edebilirsiniz.
    Kodlarda dikkatinizi çekecek diğer bir nokta ise turuncu ve yeşil renkte olan kısımlar. Turuncu kısımdaki sayıyı değiştirerek scrollbar genişliğini ayarlayabilirken, yeşil kısımdaki sayıyı değiştirerek scrollbar uzunluğunu belirleyebilirsiniz.
    Yukarıdaki örnek kodun bir benzerini <HTML> tuşuna basarak ilgili yere kopyalarsam, karşınıza böyle bir scrollbar çıkacaktı.

    ÖNEMLİ NOT:Artık IFRAME kodları giri (entry) girilen kısımlarda çalışmadığından dolayı http://spaces.msn.com/members/ygt/Bl...XAbA!891.entry linkinde bulunan her türlü HTML kodunu kullanabileceğiniz alanı oluşturduktan sonra bu alan içinde IFRAME kodlarını kullanabilirsiniz spaces inize güller,yağmurlar yapabilirsiniz...
    arkadaslar biraz daha ayrıntılı anlatayım ben en iisi.Öncelikle blog bolumune giriyorsunuz.Sonra,ad entry diyorsunuz orada HTML diye bir yer var dikkat ederseniz.Orayı tıklıyorsunuz ve bunları yapışturıyorsunuz bu kadar basit.Yukseklik ve genişliğe örnekler verdim aşağıda yazıyor oradan bakarsınız.Bunları yapıştırdıktan sonra herşeyi koyduktan sonra HTML yazan yeri kapatıyorsunuz olay bitiyor...

    pre></table></table><table background="RESMİNİZE AİT URL" height="GENİŞLİK" width="YÜKSEKLİK"><tr><td><div><table style="display:none">



    kodlar bu

    size ben birkaç url vereyim araştırmak zorunda kalmyın
    http://tinypic.com/j5f4w9.gif güller
    http://tinypic.com/j5f89d.gif kalpler('' işaretlerini siliyorsunuz tabiiki)
    gelelim genişliğe;500 yüksekliğe ise 125 yazın...
    arkadaslar resminize ait url yazan yere şu yukarda yazan güller ve kalpler in önündeki adresi yapıştıracaksınız.Yukseklik ve genişlikde orda yazıor
    not:alıntıdır
    sonra html i kapatın neler olduğunu göreceksiniz.
    not:ben spaces ime koymustum ama sildim bnm spaces imi mutlaka gelinde bi ziyaret edin
    spaces.msn.com/jessecoktatlisinyaa
    görüşleriniz alabilir miyim?bi yanlışlık filan varsa söyleyin daha ayrıntılı da anlattım
    arkadaslar birde kar url leri koyayım bununla ilgili başlık açanlar olmuş o yuzden...
    http://tinypic.com/j5faki.gif mavi renkte karlar
    http://tinypic.com/j5f23p.gif valla buda kara benziyoMsN SPaCeSiNiZe SaaT eKLeYiN

    </A><BR><IMG src="http://escati.linkopp.net/cgi-bin/clock.cgi?trgb=000000&srgb=00ff00&prgb=221100&time zone=GMT+0200" border=0></A>

    MsN SPaCeSiNiZe TaRiH eKLeYiN

    <IMG src="http://escati.linkopp.net/cgi-bin/date.cgi?trgb=000000&srgb=00ff00&prgb=ff0000&timez one=GMT+0100" border=0>


    rengini ise şu kodunyerine (( -- ffoooo -- )) istediğiniz rengin kodunu koyun ok

    sarı: FFFF33

    turuncu: FF6633

    kırmızı: FF3300

    pembe gibi bişe: FF00CC

    mavi: 0033FF

    yeşil: 009933

    siyah : 000000

    renk kodları alıntıdır iserseniz bu adrestende http://milov.nl/iambald/24.html dilediğiniz rengi seçebilirsiniz

    MsN SPaCeSiNiZi GooGLeYe eKLeYiN

    a) Arama sonuçlarında Google sitesinin sizi göstermesi aslında zamanla olacak birşeydir. Ancak bunu hızlandırmak gibi bir düşünceniz varsa sadece bir defaya mahsus olmak üzere aşağıdaki işlemleri yapın. Sürekli yaparsanız Google sizi listesinden silmekte gecikmeyecektir.

    b) http://www.google.com/addurl/?continue=/addurl web adresine girin ve sitenizin adresini yazın. Genelde http://spaces.msn.com/members/uye adınız şeklinde bir adrestir bu. Alt satıra sitenizi anlatan özellikle arayanların kullanabileceği kelimelerden oluşan bir tanımlama yapın. Ve bir alt satırdaki resimde görülen yazıyı aynen yazın. Evet işte bu kadar artık beklemelisiniz.

    HaRiTaLı ZiYaReTÇi DeFTeRi

    http://www.bravenet.com/

    FLASH ANİMASYONLU ZİYARETCİ DEFTERİ

    http://www.1a-flashgaestebuch.de/

    RESİM EKLEMELİ ZİYARETCİ DEFTERİ

    http://www.efreeguestbooks.com/

    iSTeDiĞiNiZ SiTeYe TıKLaYıN...SoNRa oRDa BuLuNaN ANMELDUNG Tiklayip KaRŞıNıZa ÇıKaN YeRLeRi DoLDuRaCaKSıNıZ...DaHa SoNRa SiZe BiR MaiL GeLeCeK Ve DeĞiŞiKLiKLeRi oRaDaN YaPOaCaKSıNıZ...

    FLaSH FLaSH FLaSH SPaCeS iNiZDe Tv iZLeTiN

    BuYRuN BuRDaN

    <ASX version="3.0" BANNERBAR="AUTO" >
    <ENTRY>
    <BANNER HREF="BANNERINIZ URL ">
    </BANNER>

    <REF HREF="mms://streamer12.streaming.szm.de/9live_wmt_mid" />
    </ENTRY>

    </ASX>

    BENNER KULLANMAK ZORUNDA DEGILSINIZ ISTEGINIZE KALMIS



    yukarda yazili olan kodlarin arasinda mms://streamer12.streaming.szm.de/9live_wmt_mid tv kanalinin url sidir isterseniz baska bir tv url si ile degistirebilrisiniz
    Önce yapmaniz gerken yukardaki kodlari kopyalayin notdefteri acip kaydedin
    sonra dosyayi farkli kaydet yapin acilan kutuyu dosya adi olarak herhangi bisey yazin ama sonu .wmv olacak örnek (yasar.wmv)
    alttaki kodlama yazan yeri tiklayin utf-8 secin ve kaydedin
    kaydettiginiz dosayi bir host a upload edin sayfanizdaki win.media playere ekleyin bu kadar ...

    TRT INT : mms://212.175.166.3/TRTINT


    DAHA BIR KOLAY YÖNTEM

    TV KANAL LISTESINE BU SAYFADAN ULASABILRISINIZ AMA ÖNCE KONTROL EDIN CUNKU CALISMAYAN KANALLAR OLABILIR
    SAYFA ACILINCA SECTIGINIZ ÜLKENIN UZERINE TIKLAYIN ACILAN SAYFANDA "LIVE" YAZANYERI TIKLAYIN
    YENI BIR SAYFA ILE ACILACAK EGER KANAL GOSTERIYORSA ORDAKI PLAYERIN ALTINDA "EXTERNER PLAYER" YAZAN YERI TIKLAYIN
    DOSYAYI TIKLAYIN KAYDEDIN.
    ALDIGINIZ DOSAYAYI SAG TIKLAYIN (VE NOT DEFTERI ILE ACIN FARKLI KAYDET YAPIP DOSYA ADINI YAZIN VE SONUNA .wmv EKLEYIN
    ALTARAFTA KODLAMA YERINDEN UTF- 8 SECIN KAYDEDIN
    YAPTIGINIZ WMV DOSYASINI HOST"A YUKLEYIN URL"SINI WIN.M.PLAYERINZE EKLEYIN..................


    Spacesİnİzde Hava Durumu Ne Dersİnİz .....!!!!!

    MSN ALANINA HAVA DURUMUNU GÖSTEREN BİLGİLERİN EKLENMESİ

    *Aşağıdaki kodları msn alanınıza girin (blog bölümüne)

    (Bu kodlar İstanbul içindir)
    Diğer iller için
    http://www.meteor.gov.tr sayfasında ilinizle ilgili alana girin havadurumunu gösteren alandaki resimlere farenin sağ tuşuyla tıklayın. Özellikler sekmesinden url'yi kopyalayıp aşağıdaki linklerde uygun alana yerleştirin.

    <TABLE WIDTH=285 BORDER=1 BORDERCOLOR=gray>
    <TR>
    <td COLSPAN=4> <CENTER><FONT COLOR=black>İSTANBUL için Son Hava Durumu </black> </td> <TR>
    <td> <IMG SRC="http://www.meteor.gov.tr/2003/iller/set2/istanbuls.aspx" alt="Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü"> </td>
    <td> <IMG SRC="http://www.meteor.gov.tr/2003/iller/set2/istanbul1.aspx" alt="Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü"> </td>
    <td> <IMG SRC="http://www.meteor.gov.tr/2003/iller/set2/istanbul2.aspx" alt="Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü"> </td>
    <td> <IMG SRC="http://www.meteor.gov.tr/2003/iller/set2/istanbul3.aspx" alt="Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü"> </td>
    </TR>
    <TR>
    <td colspan=4>
    <center> Kaynak: <a href="http://www.meteor.gov.tr"> http://www.meteor.gov.tr</a>
    </td>
    </TR>
    </TABLE> Msn spâcé âLânınızdâ râdyo yâynLâyın!
    Arkadaşlar şimdi msn spaces alınımını hidden_touch arkdasımız yapmıstı simdi ben size media player üzerinden radyo yayını yapmayı sizlere anlatmaya çalışacam.

    öncelikle bir radyo seçiyoruz nereden seçebiliriz mesela winamp ta çalan radyolardan bir tanesini seçebiliriz. AŞAĞIDA RESİMDE DE GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ ÇALDIĞINIZ RADYONUN PLAYLİST TEN SAĞ CLİKLEYİP DOSYA BİLGİSİNE BAKIYORUZ VE URL SİNİ ALIYORUZ.
    örnek radyo url leri:
    Radio kötü ve pis http://85.214.23.247:6020
    Radio kardelen http://62.75.220.143:2050
    Radio Iz http://81.169.173.34:7070
    Radio Ohbee http://80.190.246.148:8999
    Radio Alemiz http://81.169.173.34:9191
    Radio 7 http://81.169.173.34:9191


    RéSÎMé===>ßÂKIN http://img305.imageshack.us/my.php?i...yo016gw6st.jpg

    Asx Version = "3.0" >
    <Param Name = "Name" Value = "wolkanca FM" />

    <Param Name = "PlaylistAttribute" Value = "0" />

    <Param Name = "AllowShuffle" Value = "yes" />

    <Param Name = "type" Value = "downloaded" />

    <Param Name = "Is_Trusted" Value = "false" />

    <Param Name = "Is_Protected" Value = "false" />

    <Entry>

    <Title > VoLKaN FM CANLI YAYIN </Title>

    <Param Name = "Name" Value = "wolkanca FM" />

    <Param Name = "MediaType" Value = "audio" />

    <Param Name = "MediaAttribute" Value = "0" />

    <Param Name = "Bitrate" Value = "56000" />

    <Param Name = "DigitallySecure" Value = "0" />

    <Param Name = "PlayCount" Value = "0" />

    <Param Name = "SourceURL" Value = "http://69.28.128.148:80" />

    <Ref href = "http://69.28.128.148:80"/>

    <param name="HTMLView" value="http://main-board.mike043.server4you.de/radyo/yayin.html" />

    <BANNER href ="buraya banneriniz url si banner yoksa bos birak">


    <abstract>wolkanca FM</abstract>

    </banner>

    </Entry>

    </Asx> Önce yapmaniz gerken yukardaki kodlari kopyalayin not defterinde acip kaydedin
    kod larin icindeki wolkanca turuncu yazılı yerleri yazan butun yerlere istediigniz isimi yazabilrisiniz.

    yukarda yazili olan kodlarin arasinda http://69.28.128.148:80 radyo kanalinin url sidir isterseniz assagidaki listeden degistirebilrisiniz yada winamp dan istediğiniz radyonun url sini alabilirsiniz
    sonra dosyayi farkli kaydet yapin acilan kutuyu dosya adi olarak herhangi bisey yazin ama sonu .wmv olacak örnek: (wolkanca. wmv)
    alttaki kodlama yazan yeri tiklayin utf-8 secin ve kaydedin
    kaydettiginiz dosayi bir host a upload edin örnek : filelodge.com) sayfanizdaki win.media playere upload ettiğiniz örnek: (wolkanca. wmv) nin url sini ekleyin bu kadar.


    05 mei

    Biz Hiç Unutmadık ki

     

    Ölümlerinin 34. Yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan



    “... bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.”

    Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in ölümünün üzerinden 34 yıl geçti. Deniz Gezmiş’in idam sehpasına çıkmadan önce yazdığı yukarıdaki sözler hâlâ unutulmadı. Sürgitinde gerçekleşen, sol hareket açısından birçok olumsuz gelişmeler bile o dönemin gençlik önderlerinin hatırasını silemedi. Sol cenah bir kenara, muhafazakâr veya sağcı kesimler bile onu sahiplenmeye çalıştı. Birileri için ateşli delikanlılık yıllarında anarşik faaliyetlere katılmış bir “fidan”; kimileri için bir masal kahramanı derekesine indirgenen bir film malzemesi olsa da, biz devrimciler için sorun, tereddüt etmeksizin mücadeleye atılmış bu önemli insanların siyasal hayatından gerekli dersleri çıkarmak ve bunu sınıf mücadelesi bağlamında değerlendirmek olmalıdır.

    68’ler Türkiye’si ve dünyası

    Türkiye, kapitalizmin eşitsiz ve bileşik gelişimi sonucu, ileri kapitalist ülkelerin yaşadığı sanayileşme ve proleterleşme sürecini 2. Dünya Savaşı sonrasına sarkıtmıştı. Buna koşut gerçekleşen bir diğer süreç de kentleşmeydi. Kırsal alanda doğup büyüyen kuşak bir müddet sonra soluğu şehirde alıyordu. Kırın kapitalizm-öncesi pastoral hayatından çıkıp gelen insanlar, kapitalizmin sömürgen meta ekonomisi doğası karşısında doğal olarak yalpalıyordu.

    Diğer yandan, bu dönem burjuvazi için de bir semirme dönemiydi. Sanayileşmenin beraberinde getirdiği aşırı sömürü, toplumdaki kutuplaşmayı da billurlaştırıyordu. Ne var ki, palazlanan, palazlandıkça da horozlanan burjuvazi karşısında işçi sınıfı da varlığını hissettiriyor, kendisini görmezden gelenlere ya da yeterli görmeyip yardımcı kuvvetler arayanlara, fiiliyatta bir yanıt vermeye hazırlanıyordu. Burjuva cumhuriyetinin ilk 30 yılında burjuvazinin kesinlikle görmezden geldiği işçi sınıfının ekonomik-sosyal talepleri, kendi niceliksel ve niteliksel artışıyla yasalarda da yansımasını bulmuştu. Görece demokratik ’61 anayasasının yarattığı ortamla ilk kez (kelimenin gerçek anlamıyla) nefes alan toplum, sol yayınlardan nasibini alıyor, parlamentoya temsilcilerini gönderiyor, 200 bin kişilik Saraçhane mitingleri düzenliyordu.

    Uluslararası arenadaysa iki kutuplu dünyanın batı yakası, savaş-sonrasından itibaren yaşadığı ekonomik büyümenin son damlalarını tadıyordu. Savaş-sonrasında devrimci fırsatlar kaçırılmış, “refah devleti” de hareketin yavaşlamasına etkide bulunmuştu. Doğu yakasıysa 1960’lara kadar yaşadığı sıçramalı ekonomik yükselişleri bitirmişti. Artık dolmakalemin bile karaborsaya düşeceği günlere giden yolun önü açılmıştı. Bürokratik-despotik sınıf, bir on yıl önce Macaristan’da yaptığını bu kez de Çekoslovakya’da uyguluyordu. Yine arızi gelişmeler olarak ele alınması gereken başarılı gerilla-köylü mücadeleleri de devrimci mücadele açısından gündemdeki ağırlığını hissettiriyordu. 

    ’68 olayları işte bu koşullar altında patlak verdi. İşçi sınıfıyla yan yana mücadele ettiğinde kendi gücünü katmerleyeceğini gösteren gençlik hareketi dünyanın dört bir yanını kasıp kavurdu. Düzenden bir şekliyle rahatsız olan kitleler bir kez daha görüşlerini kapı arkasında değil, sokak ortasında gösterdi. Gelgelelim, tıpkı önceki ve sonraki sayısız devrimci kabarış gibi bu da aynı kapıya çarptı: devrimci önderlik sorunu.

    Bu topraklardaysa gerçek “68 olayları” diğer ülkelerde inişe geçtiğinde geldi ama pir geldi. 15-16 Haziran ile işçi sınıfı devrimciliği yapmak isteyenler açısından sapla saman ayrılmıştı. “âlâ” kuramsal çatışmaların çözümüne yine pratikte ulaşılmış, burjuvazi pılıpırtısını bile toplayamadan şehir dışına kaçmıştı. 

    Ancak düzenden rahatsızlık duyan, değiştirmek için bir şeyler yapmak isteyen genç insanlar açısından bir alternatif olduğu bile söylenemezdi. Bu durumda, TİP’in düzen-içi yollarla kerte kerte ulaşılacak ve bir ucu güleryüzlü sosyalizm anlayışına dek uzanan parlamenter “sosyalizm” çizgisine de haliyle sıcak bakmayan veya o çizgiden kopan devrimciler için arayışlar söz konusuydu. Bu direngen enerjiyi yanlış yollarda heba etmeden sınıf mücadelesinin meşakkatli rotasında değerlendirecek, devrimci kadrolar haline dönüştürecek enternasyonalist bir partinin yokluğu bu süreçte sonuca götürücü bir rol oynadı.

    Tıpkı o gün olduğu gibi bugünün de temel sorunu budur. Ve bunun farkında olan bizler bugün çok daha şanslıyız. En ufak bir örnekle, bilimsel sosyalizmin kaynaklarına birinci elden ulaşabilmek artık mümkün. Kulaktan duyma veya ikinci kaynaklardan alıntı üzerinden devrimcilik yapmak zorunda değiliz. Sınıf mücadelesinin deneyimleri ışığında bugün bir an önce bir şeyler yapmanın anlamını, yani, önce bunu gerçekleştirecek, katalizör rolünü oynayacak o aracı yaratmak gerektiğini biliyoruz. Keza bu devrimci partinin yaratılması tıpkı o gün olduğu gibi bugün de yakıcı bir sorundur.

    Bizim için bir diğer önemli çıkarımsa, öğrenci liderlerinin bu denli ön plana çıkmış olmasının yarattığı veya yaratabileceği yanılsamalardır. Tarihin çeşitli vesilelerle gösterdiği üzere kendinden menkul bir öğrenci hareketi düşünülemez. Biz komünistlerin görevi, Marx ve Engels’in uyardığı üzere, her türlü muhalefeti sınıf mücadelesi içerisine kazanmak olmalıdır. Aksi takdirde bunların yalıtık ve güdük kalacağı muhakkaktır. İşçi sınıfı hareketinden kopuk olmayan öğrenci hareketi gerçek gizil gücünü ancak bu şekilde gösterecektir.

    Biz devrimciler açısından Deniz, Yusuf, Hüseyin ve diğer devrimcilerin mücadeleci hatıralarının yaşatılması da mücadele etmek anlamına gelmelidir. Zira bu devrimci değerlere sahip çıkmak da yine ve ancak fiiliyatta mümkündür.

    Sesleniş / Uğur Mumcu

    Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
    Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

    Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım unutma
    bizi...

    Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım,
    unutma bizi...

    Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.


    Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

    Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adana7da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

    Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

    Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

    Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

    Vurulduk ey halkım unutma bizi...

    Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

    Asıldık ey halkım, unutma bizi...

    Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

    Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

    Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

    Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi. Hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi,
    unutma bizi,

     

     

    Deniz Gezmiş
     

    1965'ten sonra Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini çeşitli kentlerde, liseyi İstanbul'da okudu. 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'te Türkiye İşçi Partisi(TİP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı.

    Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu(TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı.

    2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M.Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.

    İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart'ta girişmis olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş , bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürmeyi planladı. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Sarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı.

    16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı.

    6 Mayıs 1972'de idam edildi.

    Hüseyin İnan (1949-1972)

    1949'da Kayseri'nin Sariz ilçesine bagli Bozhüyük köyünde dogdu. Ilk ve orta okulu Sariz'da, liseyi Kayseri'de okudu. 1966'da ODTÜ Idari Bilimler Bölümü'ne kayit oldu. Sosyalist Fikir Klubü(SFK) ve bu dernegin bagli oldugu Dev-Genç'e üye oldu. Bu arada TIP'e de katilarak, bu partinin etkinliklerinde yer aldi. Ayni dönemde, gerek Istanbul ve Ankara, gerek Izmir ve diger yörelerde anti-emperyalist eylemlere katildi; ABD 6.Filo'suna yönelik eylem ve mitinglerin içinde bulundu. Toprak isgalleri, kirsal yörelerdeki etkinlikler vb. etkinliklere katildi. 1966-67 ögretim yilinda, gerçeklesen ODTÜ Hazirlik boykotunun örgütlenmesine önderlik etti.

    Hüseyin Inan, 1968'de, TIP ve daha sonra MDD içindeki ayrılıklarda, giderek belirginlesen gizli ve dar örgüt fikri dogrultusunda çekirdek bir grup olusturup, kir gerillasi yoluyla anti-emperyalist mücadele verme düsüncesini gelistirmeye çalisti. Ankara, özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini Inan'in attigi grup, daha sonra THKO'nun çekirdek kadrosunu olusturacakti. Ayni yil Idari Bilimler Fakültesi'nden çikarilan Hüseyin Inan, ODTÜ yurtlarinda kalmaya devam etti. 14 Ekim 1969'da, grubun önemli bir kesimiyle birlikte Suriye üzerinden Ürdün'e, Filistin Kurtulus Örgütü(FKÖ)'nün asil gücünü olusturan El Fetih kamplarina gitti. Burada FKÖ'nün yaninda Israil'e karsi savasti. Israil içlerindeki karakol baskinlarinda bizzat yer aldi. Subat 1970'de Türkiye'ye geri döndügünde, Diyarbakir-Antep yolunda bir otobüste yakalandi. Diyarbakirda devam eden yargilama sonunda, Ekim 1970'de tahliye oldu. Hüseyin Inan Ankara'ya döndügünde kafasindaki kir gerillasi fikri iyice berraklasmisti. Benzeri düsünceler tasiyan ve ayni eylem çizgisini benimseyen, baslarinda Deniz Gezmis'in yer aldigi Istanbul grubuyla biraraya gelerek THKO'yu kurdu. Inan, kitle hareketleri içinde hemen hiç taninmayan biri olmakla birlikte, örgütleyici niteligi, insanlarla iliski kurma becerisi ve kararliligiyla grup içinde sivrilmisti. Deniz Gezmis, sinan cemgil ve Cihan Alptekin'in de yer aldigi THKO'nun tartismasiz lideri haline geldi. Daha sonra, yayginlasan silahli eylemlere önderlik etmekle kalmadi, bütün eylemlerin bizzat içerisinde oldu. 29 Aralik 1970'de, Dev-Genç üyelerinden Ilker Mansuroglu'nun öldürülmesi üzerine, THKO'nun örgüt olarak kendini ortaya koydugu Kavaklidere Polis Karakolu'nun kursunlanmasi, 1 Ocak 1971'de Türkiye Is Bankasi Emek Subesi soygunu, Amerikan askeri tesislerinin basilarak bir Amerikalinin kaçirilmasi ve daha sonra dört Amerikalinin kaçirilmasi eylemlerinde gösterdigi gözüpek tavri ve kararliligiyla THKO'nun varliginda büyük etken oldu.

    24 Mart 1971'de Kayseri'nin Pinarbasi ilçesinde yakalanarak, Deniz Gezmis ve Yusuf Arslan'la Ankara 1. Nolu Sikiyönetim Askeri Mahkemesi tarafindan 9 Kasim 1971'de idama mahkum oldu. Idamlarin önlenmesi için gerek Meclis'te, gerek kamuoyunda ve gerekse örgüt arkadaslari tarafindan çesitli girisimlerde bulunulmasina ragmen Yusuf Arslan ve Deniz Gezmis'le birlikte 6 Mayis 1972'de idam edildi.

    YUSUF ASLAN
    68

                                           

    Yusuf, 1947 yılında Yozgat'ın bir köyünde doğdu. Ortaöğrenimini dindar ve anti-komünist eğilimlerle, gelenekçi önyargıların güçlü olduğu bir çevrede tamamladı.

    1966'da ODTÜ'ye girdi. Bir yıla kalmadan ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü'nün üyesi oldu, Dev-Genç içinde çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren önce hazırlık okulunda, sonra da mühendislik fakültesinde patlak veren boykotların ve hemen ardından ODTÜ işgalinin önde gelen örgütçülerinden oldu. İlk yargılandığı eylem, CIA ajanı, Amerikan Büyükelçisi Commer'in arabasının yakılmasıydı.

    1969 yılında arkadaşlarıyla birlikte Filistin'e gitti. Burada helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. Traktörden helikoptere kadar her türlü aracı büyük bir ustalıkla kullanıyordu.

    1970 yılında kurulan THKO'nun kurucusu ve önderlerinden olan Yusuf Aslan, Deniz
    Gezmiş'le birlikte Nurhak'a dağdaki gerilla grubuna katılmaya giderken, Sivas Şarkışla'da yaralı olarak yakalandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. 6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan'la birlikte idam edildi.

     

    DENİZLERİN THKO DAVASINDA SAVUNMASINDAN;

    Denizlerin THKO Davası Savunması'ndan:
    Türkiye’nin bağımsızlığından
    başka bir şey istemedim.
    Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
    Ve ben 24 yaşındayken kendimi
    Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.

    Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik.

    Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.

    1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960’da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs’ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü’yü düşürdü, Demirel’i iktidara getirdi.


    Deniz Gezmiş



    Deniz bize döndü."Cezaevinde bizi, yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler. Ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler. Postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmelerini istemem.” dedi. Deniz gardiyanların yardımıyla masaya çıktı. Bir gardiyan ilmiği açtı, genişletti, başından geçirip taktı Deniz’in boğazına. İşte o an Deniz son sözlerini söyledi:

    “Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
    Yaşasın Marksizm-Leninizm!
    Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!
    Yaşasın işçiler, köylüler!
    Kahrolsun Emperyalizm!

    Yusuf Aslan

    Deniz’in asılması sırasında Yusuf’u alıp oraya getirmişler. Bize dönerek “Duydum Deniz’in sesini.” dedi. Darağacı hazırlanmış, tazelenmişti. Yusuf masaya oradan da tabureye çıktı. Geçirdiler ilmiği boynuna. Yusuf da gür, yürekli bir sesle son sözlerini söyledi, taburenin üzerinde:

    “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum! Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! Biz halkımızın hizmetindeyiz! Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz!
    Yaşasın Devrimciler!
    Kahrolsun Faşizm!

    Hüseyin İnan

    Bu arada Hüseyin’i getirdiler. Bildiğimiz Hüseyin’di. Her zamanki Hüseyin. Sigara içip içmeyeceğini sorduk. “İçmeyim.” dedi. Bize döndü. “Söyleyin babama.” dedi; ayağındaki lastik ayakkabıları gösterdi, “Babam, yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye üzülmesin. Askeri Cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat vermediler. Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun.” dedi. Durdu. “Sehpaya çık.” diye bağırdı savcı. Hüseyin savcıya döndü masanın üzerinde, “Sabırlı ol, çıkacağım.” dedi. Ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde, yürekli bir sesle bağıra bağıra son sözlerini söyledi:

    “Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım! Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım! Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum!
    Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler.
    Kahrolsun Faşizm!”

     

    Deniz Gezmiş

    Baba,

    Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969′da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi Istanbul’a götürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğrasmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptiklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi, abimi, kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.

    Oğlun Deniz Gezmis

    ***

    Yusuf Aslan

    Bütün Akrabalara,

    Bu mektubumu okuduğunuz zaman artık aranızda olmayacağım. Mektubumu Senatonun idamlarımızı tastik ettiğini öğrendiğim anda yazıyorum. Şundan emin olmalısınız ki, bugüne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır. Sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır. Ben halkımın kurtuluşu, Türkiye’nin tam bağımsızlığı için savaştım. Sizler beni tanıyorsunuz. Bir yıldan beri bu bir avuç sömürücüler, vatan satıcıları, işbirlikçiler ellerindeki bütün imkanlarla bizi dışardan yardım gören, beyinleri yıkanmış, vatan haini, dışardan emir alan, bölücü, diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar. Bu bir avuç azınlığa göre vatanseverlik: vatan satmak, yabancılarla işbirliği yapmak, NATO’yu ve Amerika’yı savunmak, 6. Filoyu ağırlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak, isçinin grev hakkını engellemek, Amerika’ya ve emperyalizme hizmet etmektir. Biz bunlara karşı çıktık. Bunun için biz vatan haini, onlar yurtsever oldular. Bizi bu mücadeleden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumları eli ile aşacak olanlar bilmelidirler ki. biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi uğruna şerefimizle bir defa öleceğiz. Bizi asanlar şerefsizlikleri ile hergün ölecekler…

    Son sözüm; yaşasın işçiler, köylüler! Yaşasın devrimciler! Yaşasın halkımın kurtuluşu ve bağımdızlığı için savaşanlar! Yaşasin tam demokratik Türkiyenin kurulmasından yana olanlar! Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun faşist koalisyon.

    T. Yusuf Aslan

    ***

    Hüseyin İnan

    Babama , Anneme , Kardeşlerime ve Akrabalarıma,

    Söyleyecek fazla söz bulamıyorum.

    Bir insanın sonunda karşılaşacağı tabii sonuç bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı. Üzüntü ve acılarınızı tahmin ediyorum. İlerde durumu çok daha iyi anlayacağınız inancındayım. Metin olunuz. Üzüntü ve acılrınızı unutmaya çalışınız. Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar, sevgiler!… Yazılacak çok şey var, fakat hem mümkün değil, hem de sırası değil…

    Candan selamlar.

    Hüseyin İnan

     

     

     mare nostrum
    en uzun koşuysa elbet
    türkiye'de de devrim
    o, onun en güzel yüz metresini koştu
    en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
    en hızlısıydı hepimizin,
    en önce göğüsledi ipi...
    acıyorsam sana anam avradım olsun
    ama aşk olsun sana çocuk,
    aşk olsun

    can yücel

    Temiz kalan tek yerdir devrim
    bütün bir yıl
    kirlenen duvarda
    ama görebilmek için
    asıldığı çividen indirilmelidir
    yaprakları biten takvim

    zorbalara direnmektir devrim
    bir çocuğun
    annesinin çantasından aldığı paraları
    altına gizlediğini söylememiştir dövülen hiçbir hali

    içinde yaşamaktır devrim
    dikiş kutusunun
    ve toplu iğneler gibi
    bir arada olmayı gerektirir
    karşı koyabilmek için zulmüne
    makas denilen patronun

    gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
    ateş böceklerini
    yakalamak isteyen cocukların
    peşine takılır gün gelir
    yanıp sönen mavi ışıkları
    polis arabalarının

    kağit bir gemidir devrim
    bütün gemiler
    hurdaya çıksa da sonunda
    taşıdığı özgürlük şiiriyle
    batmadan yüzer nicedir
    dünya sularında

    kim bilir kaç yunus görmüş
    kaç
    deniz gezmiş...

    -sunay akın-

     

    30 april

    Erkekle,Kadınlar...

      
    Erkeklerin Arkadaşlığı Harbidir !
    Yapılan bir araştırmada;
    Kadinlarin Arkadaslari:
    Bir kadın bütün gece eve gelmemiş. Ertesi sabah kocasına, gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş. Kocası karısının en yakın 10 arkadaşını aramış ve hiçbiri karısının kendisinde kaldığını onaylamamış.
     
    Erkeklerin Arkadaşları:
    Bir adam bütün gece eve gelmemiş. Ertesi sabah karısına, gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş. Karısı kocasının en yakın 10 arkadaşını aramış ve 5 tanesi kocasının kendisinde kaldığını onaylamış ve diğer 5 tanesi ise kocasının hala kendisiyle birlikte olduğunu iddia etmiş.
    İşte arkadaşlık budur.
    KADINLARA VERİLMESİ GEREKLİ KURSLAR
     
    1. Alisveris yapmadan hayatta kalma yöntemleri.
    2. Hamamböcegi bir insani yutabilir mi?
    3. Karar verme teknikleri. Ne giyecegine karar verme üzerine uygulama. (Allahım eveeeet yaaa)
    4. Direksiyonu hiç döndürmeden ileri gidip tekrar geri gelindiginde,araba bikip usanip da düzgün park eder mi?
    5. Annesinin yaptigi böregi yemek ile esine ihanet arasındaki kavramsal farklar.
    6. Telefonda kisa konusma teknikleri
    7. 12 çiftten daha az ayakkabi ile hayatta kalma teknikleri
    8. Paket paket diyet bisküvi yiyerek neden kilo verilmez?
    9. Ocakta birakilip gidilen tencerenin neden bir süre sonra dibi tutar?
    10. Duble hamburgerin yaninda içilen kolanin diyet olup olmamasi neden önemli degildir?
    11. Bellek gelistirme teknikleri. Cep telefonu pin kodu nasil akilda tutulur?
    12. Karmasik teknoloji ürünlerini kullanabilme. Cep telefonunda numara kaydetme üzerine uygulama. Televizyon kumandasinda kanal kaydetme üzerine alistirma.
    13. Final maçinin oynandigi saatte besinci tekrar oynayan diziyi seyretmemek bir sey kaybettirir mi?
    14. Kredi kartiyla satin alma ve bedava alma arasindaki farklar.
    15. Hiçbir zaman giyilmeyecek bir pantolonu indirimde yari fiyatina almakla kim kâr eder?

    Seçmece Bunlar:)))

    Seninle Olmanın En Güzel Yanı

     Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

    Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.                                                         

    Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?  

    ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.                                                                                       Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

    Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...

    Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

    Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

    Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

    Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekânlarda aynı yiyecekleri yemek.

    Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

    Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.                                                                                                                                    Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

    Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

    Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

    Nereden bileceksin?

    Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.

    Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.

    Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..

    Ama sen hiç benimle olmadın ki...
    YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

     Can YÜCEL

     

    Eğer

    Eğer;

     O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

     Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,

     Ve O, her durduğunuz yerde duruyor,

     Her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,

     Hüzünlendikçe ağlıyorsa...

     Dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu

     bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

     Hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,

     O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

     her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...

     her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...

     bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez

     özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,

     iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

     iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

     eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın

     O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...

     kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

     özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

     hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...

     O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,

     vuslat sehere denkse...

     gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;

     bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...

     uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...

     dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,

     bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

     Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,

     sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

     ...o halde bugün sizin gününüz!..

     "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

     Can Dündar

    Öylesine Bir Mektup

    Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

     Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

     Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

     Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

     Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.

     Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.

     Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.

     "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.

     Neler yazmışım diye merakımdan

     Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

     Can DÜNDAR

    O Olmazsa Yaşayamam

     

    O olmazsa yaşayamam
    O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela.
    O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
    Senin O'nu sevdiğinden.
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları...
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    "O benim." diyeceksin.
    Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
    Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
    Mesela turuncuya, ya da pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden,
    Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
    Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın.
    Ucundan tutarak...

    Can YÜCEL

    Bir Ayrılığın Anatomisi

    İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır" der Dostoyevski...

     veda acısı, kabuğunu soyar insanın; yaldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer.birlikteliğin örttüğü tüm kusurları, ayrılık sergiler.bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir.

     "ölene kadar" diye söz verilmiştir, ama "ölüm yolunda" başka tercihler belirmiştir.

     Kararsız prensesin vicdanı azap çekerken 7 cücelerin somurtkanı "aklını başına al" diye fısıldar kulağına; haytası ise "kalbinin sesini dinle" diye çekiştirir eteğinden...

     hep hayran bakan gözlere, hatalar takılmaya başlar.

     "ama"yla biter alelade iltifat cümleleri:

     "sen iyi bir insansın, ama arkadaşların kötü", "seni seviyorum, ama bu ilişkide mutlu değilim", "ben başka türlü bir beraberlik düşlemiştim" vs.. vs...

     sonra gelsin uykusuz geceler...bir türlü karar verememeler...ruhen gidip gelmeler..."hele biraz daha zaman geçsin" diye nikah ertelemeler...

     birlikteymiş gibi yaparken, sevecek başka yüzler, yüzecek başka denizler kollamalar...

     "aslında bütün bunlar bizim iyiliğimiz için"e kendini inandırmalar...

     sonrası hep aynı:

     bekleyenin "hani sonbaharda buluşacaktık. hazan geldi geçti, sen gelmez oldun" sızlanmaları...

     bekletenin "geliyorum az kaldı" oyalamaları...

     bittiğini bile bile işi uzatmalar; söyleyemedikçe hepten batağa saplanmalar...terke makul bir gerekçe ararken hepten çarşafa dolanmalar...veda konuşmasında süslü iltifat cümlelerinin arasına, o cümleleri hiçleştiren mayınlar serpiştirmeler... üzgün görünmeler... bağış dilenmeler "...ama kaçınılmazdı" demeler..."sözünden caydın"yakınmalarını "sen de eski sen değilsin. değişmişsin" diye göğüslemeler... asıl kendinin değiştiğini bilmezden gelmeler... ve son sahne:

     terk edenin o mahcup "gönlüm başkasında" itirafına karşılık terk edilenin kırık çalımı:

     "uğurlar olsun! ben yoluma devam ediyorum". ihanetler böyledir:ilki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha az acı verir. ondan sonra dur durak yoktur: güvenilmez aşık, sevdikçe kıran, gezdikçe ardında bir kırık kalpler mezarlığı bırakan biçare dervişe döner. artık acılara hapsolmuştur: buluşmak istedikçe ayrılacak, birleşmeye çalıştıkça parçalanacak, sonunda terk ettiklerinin "ah"ı tutup terk edildiğinde mukadder yalnızlığına kapanacaktır.

     Can DÜNDAR

    Aşk Üstüne

    Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

     Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

     Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

     Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

     Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

     Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.....

     Nazım HİKMET

    Yaşayalım Ki

    Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.

     Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.

     Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.

     Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.

     Zaman su gibi akıp giderken, her şey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Her şeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.

     Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...

     Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı \"her şeyde\".

     Can Yücel

    Uçurum

    Gece yarısıydı. Arabadaydım. Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internete yayılmış bir öykü­yü anlatıyordu. Kulak kesildim:

     "Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında otu­ran adam, yaprakların dökülmesini hüzün­lü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:

     '- Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız.'

     Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:

     '- İngiltere'de bu ameliyatı yapabi­lecek doktor var mı' diye sordu.

     '- Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor.

     Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Ote­le giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen yaprakları ayaklarıyla yavaşça iti­yordu.

     Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.

     Polis, böyle tanınmış bir doktorun ne­den Wilkelman adı altında, Londra'nın yoksul bir mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu."

    * * *

     Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahın­da gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini duyurmuşlardı.

     Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve milyonlarca hastayı kurtaran Ar­jantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhte­şem villasında kalbine sıktığı tek kurşunla son vermişti hayatına...

     Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva bulamaması ve sonunda onu kurşun­layarak susturması ne trajik bir final!..

     Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçir­dikten sonra çekildiği makyaj odasında ses­sizce ağlayan bir palyaço gibi... Çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman... insanın sözü geçmez, gücü yetmez ba­zen kendine...

     En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsanız...

     Diline doladığı herkesin iç dünyasını ka­lemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keş­mekeşi tariften acizdir.

     Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrı'yı sorgulamaya başlamış bir din ada­mı kadar çaresiz, kıvranır insan...

     Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,

     ...ya da cehennemi bir cephede gün bo­yu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,

     ...en yakından tanıdığı zaafı, en güven­diği yanına yakıştıramaz insan:

     ...ve kendini en bildiği yerinden vurur: Kalpse kalp; beyinse beyin...

     ...bir kurşunla durur.

    * * *

     Çünkü en beteridir kendisiyle savaşan­ların, kendine yenilmesi...

     İnanmadan din adamı olarak kalamaz­sınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesa­retsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir ya­rayla kalplere şifa taşıyamazsınız.

     Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf”ları­nızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...

     insan, kendine rağmen gider o zaman...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kol­larına koşar.

     Bazen uluorta, bazen yapayalnız,

     ...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...

     Malum; "uzun süre uçuruma bakar­san, uçurum da senin içine bakar."

     Can DÜNDAR

    Gün Dediğin

     

    "Şunları bir araya
    toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim"
    diye
    düşündüm.
    Mutfak işinden de anlarım.
    Donattım
    sofrayı.
    Bayağı uğraştım. Hepsinin, ayrı
    ayrı
    ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi

    bilirim.
    Bayağı da para gitti. Birinin
    yediğini
    öbürü yemez.
    Ötekinin içtiğini
    beriki
    içmez.
    Dört kişilik sofra kurdum. Mumları
    da
    yaktım.

    Bak hepsi, Erick Satie
    severdi.
    Hatırladım.
    Müziği de
    ayarladım.

    Geldiler.
    20 yaşında ben, 35 yaşımda ben,
    40
    yaşımda ben ve bugünkü
    ben
    dördümüz.
    20 yaşımdaki beni, 35
    yaşımın
    karşısına oturttum.
    40
    yaşımın
    karşısına da, ben
    geçtim.
    20 yaşım,
    35
    yaşımı tutucu
    buldu.
    40
    yaşım
    ikisinin de SALAK
    olduğunu
    söyledi.
    Yatıştırayım
    dedim.
    "SEN KARIŞMA MORUK" dediler.
    Büyük
    bir hır çıktı.
    Komşular alttan
    üstten
    duvarlara vurdular.
    20 yaşım
    kırk
    yaşıma bardak attı.
    Evin de
    içine
    ettiler.

    Bende kabahat.
    Ne çağırıyorsun
    tanımadığın
    adamları evine.

    Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti, yarın meçhuldür, O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür

    Ali Poyrazoğlu

     

    Çocuktuk

    Çocukluğunuzu gerçekten bu yazıda ki gibi yaşadıysanız, eminim hoşunuza gidecektir... Keşke doya doya çocuk olduğum o yıllara dönebilsem ....

     Evet, biz çocuktuk

     "Başardık" Aslında imkânsızı başardık biz.70li yıllarda doğan çocukluk ve gençlik yıllarını bu yıllarda yasayanlara diyorum.

     Hijyenik olmayan pamuklu çocuk bezi ile tahta beşik ile büyüdük. Çocuklar için güvenli kapaklar, kilitler,elektrik prizleri yoktu ve bisiklete kasksız binerdik.Gideceğimiz yere yanımızda bur koruyucu ile değil yalnız giderdik.

     Hiç bir rizikoyu düşünmeden. Otomobil de çocuk koltuğu olmadan ve kemer bağlamadan taşırdı bizi. Erkek çocukların tornetleri vardı. Onları bir otomobil edası ile kullanır,bakar ve park ederlerdi.Sonra karsılarına geçip hayran hayran seyrederlerdi. Bütün imalatı bize aitti.

     Çeşmeden su içerdik.. Pasta yerdik, ekmek yerdik, sekerli içecekler içerdik ve fazla kilolarımız yoktu çünkü sokakta oynardık. 3-4 arkadaş ayni şişeden içerdik ve hiçbirimiz ölmezdik. Oyuncak arabaları haftalarca uğraşıp kendimiz yapardık sadece fren yapınca nasıl iz kaldığını görebilmek için.

     Problemlerimizi kendimiz çözmeyi öğrendik. Sabah evden çıkıp aksam sokak lambaları yanıncaya kadar dışarıda kalabilirdi. Anamız gece sokaktan bizi çeke çeke,bağıra bağıra alırdı Kimse bize ulaşamazdı cep telefonlarımız yoktu. Akıllara zarar!!! Playstationlar, nintendolar, videolar, PC, 98 kanallı kablo yayını, internet, Chat odaları yoktu. Arkadaşlarımız vardı sokağa çıkar ve bulurduk onları.

     Oynadigimiz oyunlarda bazen canimiz yanardı, ağaçtan düşerdik, her yerimiz çizilirdi, çeşitli kazalar ve yaralar olurdu. Ama asla haklilik haksizlik kavgası olmazdı. Doktora giderdik kimse de suçluluk duymazdı.

     Hatırlar misiniz kazaları? Dövüşürdük, itişirdik mor lekeler oluşurdu ama biz çabucak iyileşmesini öğrendik. Ağaç dallarından çelik çomak oynardık birbirimizin gözünü oymazdık. Komsu bahçesindeki kiraz ağacına dalardık. Bilir misiniz "dalmayı"meyva bahcesine"dalmayı"dut ağaçlarının tepesinde dolaşmayı ve onu sallamayı ve örtünün üzerinden dut yemeği bilir misiniz?

     Önceden haber vermeden bisikletle veya yürüyerek bir arkadaşımıza gidip zili çalardık, içeriye girip saatlerce oynar konuşurduk (Düşünebiliyor musunuz habersiz) Eğer doğru zamanda gelmediysek içeri giremezdik. O zaman da hayal kırıklığını öğrenirdik, her şeyin istediğimiz gibi ve istediğimiz zamanda olamayacağını öğrenirdik.

     Öğretmenlerin daha çok zamanı vardı ve neşeliydiler. Herkes koleje gitmezdi, gitmeyenler aptal sayılmazdı. Kuaför de olunabilirdi.

     Şans-talih-kader-kısmet sattınız mı sokaklarda..Bağıra bağıra..Sonra kutudaki gofretleri oturup bir kösede gizlice yediniz mi siz?

     Yaptığımız her şeyin arkasında dururduk ve tutarlıydık. Okulla veya kanunla çelişkide olduğumuzda ailemiz bizi dışlar mı düşüncesi yoktu. Sorumluluk sahibiydik ve her şeyi başardık.!!!.." Evet biz başardık ve çocukluğumuzu yaşadık doya doya... Evet, biz çocuktuk.

     CAN DÜNDAR

    Gerçek Dostlara

    Hani, diyorum da, insanin gerçekten mükemmel bir dostu olsa... "Onu", söyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa... Yok. yüreklilikle söylediğiniz. "Canim benim! dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri... özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mi? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı,.. Arayan, soran,"Seni özlüyorum"diyen biri. Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz!

     Anlayışla karşılar her şeyi... Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla. bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıkagelir zaten. Bir gün bir bakarsınız karsınızda... Bir de bakmışınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, gelecegedairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.

     Kadın, erkek Bir dost bulun! Ama gerçek olsun. Aradığında isinizi değil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin. Değil gözleriyle ve kalpten konuşsun.

     Yaşasın! Doya-doya yaşasın, doya-doya yaşatsın. Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaşırım." desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...

     Dost olsun! Ama... Gerçek bir dost..

     D O S T ç A K A L I N.........

     CAN DÜNDAR